-You were real. That's what made you so good to watch.
Jim Carrey'in Truman Burbank karakteriyle başrolde yeraldığı 1998 yapımı Peter Weir filmi.
Truman Burbank, anne karnından başlamak üzere bütün hayatını ada şeklinde düzenlenmiş bir stüdyoda tüm dünyanın gözleri önünde geçirmektedir. Ancak bunu bilmeyen tek kişi kendisidir. Truman'ın hayatı tamamen bir televizyon sovudur. Dünyada eşi bulunmayacak güzellikte bir adada yaşamaktadır. Bir işi ve güzel bir karısı vardır. 30 yıl boyunca yaşadığı adadan hiç çıkmamış olan Truman hayatını kusursuz denebilecek bir şekilde geçirmektedir. Ancak yaşadığı her saniye, her olay, tanıdığı herkes kısacası adadaki herşey televizyon şovunun bir parçasıdır ve Truman'ın bu durumun gerçekliğinden en ufak bir şüphesi bile olmamaktadır.
Ailesi, arkadaşları, karısı tamamen sahte olmakla birlikte Truman çocukluğundan itibaren dış dünyanın olmadığına inandırılmaya çalışılır, okyanustan korkmasını sağlamak gibi dış dünyayla bağlantısını engelleyecek her türlü şey yapılır. Örneğin, Truman çocukken bir kaşif olmak istediğini söylediğinde öğretmeni ona keşfedilecek hiçbir yerin kalmadığını söyeleyerek vazgeçirmeye çalışır.
Truman üniversitede bir kıza aşık olur ve bu şovun tüm planları dışındadır, bu yüzden kız Fiji'ye gittiği söylenilerek Truman'dan uzaklaştırılır ve filmin asıl olayı olan Truman'ın Fiji'ye gitme isteği burada başlar. Truman Fiji'ye gitmeyi kafaya koyar ancak bir problem vardır, bu şov Truman'ın adadan çıkmaması iöin ne gerekiyosa yapıcaktır.
Truman 30 yaşlarına kadar yaşadığı hiç bir şeyden şüphelenmemektedir. Yolda giderken gökten düşen bir spot bile onun sorgulamasına neden olamamıştır. Ancak babasını yolda yürüyen insanlar arasında görmesi, karısının düğün fotoğrafında yalan işareti yapması, Fiji'ye gitmek istediğinde uçakta yer bulamaması, Chicago otobüsünün bindiği sırada bozulması, radyoda şovun yayını duyması gibi olaylar üstüste gelmeye başladığında Truman için bir sorgulama süreci başlar ve Truman artık yaşadıklarının gerçek olup olmadığını öğrenmenin yollarını arar.
Yaşadıklarının gerçek olmadığını öğrendiğinde kaçma isteğiyle bir tekneye atlar ve tüm okyanus korkusuna, yönetmenin tüm caydırma yöntemlerine karşın yola çıkar. Ancak gökyüzü dahil herşey stüdyo ortamı olduğu için tekne bir süre sonra duvarlara çarparak durur. Truman çıkış kapısını görüp yöneldiğinde, şovun yönetmeninden can alıcı söz gelir : " Senin için yarattığım dünyadan farklı bir gerçeklik yok dışarıda. Aynı yalanlar, aynı aldatmacalar. Ama benim dünyamda korkacak hiçbir şeyin yok." Bu sözlerin üzerine Truman'ın kafası bir hayli karışır ancak karşılaşabileceği herşeyi göze alarak stüdyodan yani yaşadığı sahte hayattan çıkmayı başarır.
Filmin konusu bu şekilde, bir de gelelim filmin içeriğinde gizlenenlere :)
Öncelikle ve en önemlisi şovun yaratıcısı Cristof'un tam anlamıyla bir Tanrı modeli olarak sunulması. Christof bir dünya yaratıyor ve bu dünyayı bir insanın yaşamına sunuyor, üstelik bu insanın tüm yaşamı kendi ellerinde. Korkuları, duyguları, endişeleri, anıları Christof tarafından yaratılıp yönetiliyor. Güneşin doğmasını sağlıyor. Eski inançlarda şimşek Tanrı'nın kızgınlığı olarak inanılırken filmde de Christof Truman'a kızdığında üzerinde şimşek çakmasını sağlıyor. Eski Ahit'te yer alan Tanrı'nın intikam isteğini de yine Truman'ı bitirmeye çalıştığında görüyoruz. Diğer gezegenler bulunmadan önce Pagan inancına göre Tanrı'nın evi olarak görülen Ay, filmde de Christof'un ve şovun merkezi olarak karşımıza çıkıyor. Ve Truman hakkındaki herşeyi en iyi bilen kişi yine yönetmen oluyor. Merdiven sahnesi de tabi ki "Stairway to Heaven"ı çağrıştırıyor.
Tüm hollywood filmlerinde olduğu gibi Truman show'da da Amerikan esintilerini fazlasıyla görüyoruz. Truman'ın tipik bir Amerikalı gibi kaşif olmak istemesi, kartal simgesi, Cristopher Colombus ve Santa Maria tekneleri, vadedilen topraklara ulaşma arzusu (filmde bu topraklar Fiji), Amerikan'ın kuruluşundaki eyalet sayısı olan 13'ün vurgulanması gibi.
Film, izledikten sonra çoğu kişiyi paranoyaya sürükleyebilecek "aslında tüm yaşadıklarımız bir yalan" dedirtebilecek bir özellikte.Tam anlamıyla yaşadığımız dünyanın bir tasvirini gözümüzün önüne sunar. En kısa şekilde filmin bize vermek istediği mesaj " yaşadığınız hayat tamamıyla bir kurmaca ve bunu değiştirmek elinizde". Başta hayatımızı ele geçiren televizyon ve buna bağlı yaşayan insanlar olmak üzere ciddi bir popüler kültür eleştirisi içermekte.
The Truman Show, senaryosu ve konusuyla daha baştan bu film olmuş dedirten, Jim Carrey'i komediden sıyırıp ne kadar iyi bir drama oyuncusu olduğunu gösteren, Hollywood'un en başarılı yapımlarından. IMDb'de 8.0 puanla, top 250'de 211. sırada yer almış, 29 ödül kazanmış, 3'ü Oscar olmak üzere 36 ödüle aday gösterilmiştir.
"In case I don't see ya, good afternoon, good evening and good night."